Makaleleri Arayın

Son yıllarda Batı bilim dünyasında, Türk'lerin kökeni ve tarihi ile ilgili yayınlanan doğru ve objektif bilgilere ulaşın.

URAL–ALTAY SİBİRYA

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Aşağıda kısaca özetlenen arkeolojik, etimolojik, kültürel ve doğal veriler ile gen bilimi araştırma sonuçları Türklerin ilk ortaya çıktıkları yerin açıklıkla belirlenmesini sağlamaktadır.

Türk dilinin yeryüzünde ilk konuşulmaya başlandığı coğrafyanın bilinmesi, günümüzdeki Türk dil ailesine giren diller konuşan halklar ile Asya, Avrupa hatta Amerika ve Afrika’daki bazı halkların ve medeniyetlerin oluşum süreçlerinin anlaşılmasını da sağlamaktadır.

A) Gen bilimi araştırma sonuçları

Gen bilimi alanında hem ABD Harvard Üniversitesi hem Moskova Devlet Üniversitesi Profesörü Anatole A. Klyosov, Amerikalı ve Avrupalı bilim insanlarının yaptığı yüzlerce gen bilimi araştırmasının sonuçlarına dayanarak yazdığını belirttiği “Overview of Türkic genetics” isimli makaleler serisinin birinci makalesi olan ve [Journal of Russian Academy of DNA Genealogy, 2010] dergisinde yayınlanan (Türk dil ailesi ile Hint-Avrupa dil ailesi arasındaki ilişkinin temel gizemi ve bunu DNA gen bilimi yardımıyla çözme girişimi) “The principal mystery in the relationship of Indo-European and Türkic linguistic families, and an attempt to solve it with the help of DNA genealogy: reflections of a non-linguist” başlıklı makalesinde;

Tarihin bir safhasında (NOP) Y-Haplogrubu taşıyan insandan (N), (O) ve (P) Y-Haplogrupları adı verilen genlere sahip olan halklar oluşmuştur.

(N) Y-Haplogrubu taşıyıcısı halk, günümüzde Ural Halkları olarak adlandırılan, Ural dili konuşan halkların ataları olup, Kuzey Sibirya’ya yerleşmiştir.

(O) Y-Haplogrubu taşıyıcısı halk günümüzün Çin ve Güney Asya halklarının ataları olup, Hindistan üzerinden Güney Asya’ya yerleşmiştir.

(P) ata-geni taşıyıcısı halk ise Güney Sibirya’ya yerleşmiş, Güney Sibirya’nın iklim ve coğrafya şartlarında, (P) Y-Haplogrubu taşıyıcısı halktan, (Q) ve (R) Y-Haplogrupları taşıyan iki kardeş halk oluşmuştur. (P) Y-Haplogrubu taşıyıcısı halkın dili, (Q) ve (R) Y-Haplogrubu taşıyan kardeş halkların da ana dili olmuştur.

(P), (Q), (R) Y-Haplogrupları taşıyan halkın bir bölümü, Sibirya Bering boğazı üzerinden Amerika kıt’asına geçmiş, Kuzey, Orta ve Güney Amerika’daki yerli Amerikalı halkları oluşturmuştur.

(P), (Q), (R) Y-Haplogrupları taşıyan halkın Güney Sibirya’da kalan bölümü ise, Türk dili konuşan halkları oluşturmuştur. Bunların hayvancılığa dayalı göçebe yaşam biçimi de, Avrasya coğrafyasında çok çeşitli halkların ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Özetle; (P), (Q), (R) ata-genlerinin ilk taşıyıcıları olan Türkler, Ural-Altay dağları arasındaki Güney Sibirya’da ortaya çıkmıştır.

B) Arkeolojik, Etimolojik, Mitolojik, Kültürel, Doğal Veriler

1.Mal’ta Boy – The Mal’ta – Buret’ culture (Altay-Angara Kültürü)

Altay dağlarının kuzey bölümünde yer alan Baykal gölünden doğan ve Yenisey nehrine katılan “Angara” nehrinin yakınlarında 1927 yılında keşfedilen bir antik yerleşim yerinde aralıklarla kazılar yapılmış, 1958 yılı kazılarında bir mezarda, 3-4 yaşlarındaki “Mal’ta Boy” adı verilen bir çocuk iskeleti, bir Venüs figürünün de yer aldığı birçok ilk insan sanat örnekleri sayılan eşyalarla birlikte bulunmuş ve koruma altına alınmıştır.

Bu antik yerleşim yeri ile ilgili geniş bilgiye ve bu antik yerleşim yerinde bulunan eserlerle ilgili görüntülere [http://donsmaps.com/malta.html] internet adresinden ulaşılabilmektedir.

3Kaynak: [http://donsmaps.com/malta.html]

Bu antik yerleşim yerinde bulunan ve “Mal’ta Boy” adı verilen çocuk iskeletinden alınan üst kol kemiği üzerinde, Danimarka Kopenhag Üniversitesinden “Eske Willerslev” ve ekip arkadaşları tarafından, 2013 yılında yapılan testler sonucunda, bunun dünyada gen bilimi incelemesine uygun en eski tarihli insan iskeleti olup, 24.000 yıllık olduğu ve çocuğun ata-geninin (R) Y-Haplogrup, anne-geninin (U) MtDNA olarak tespit edildiği,  Sibirya Bering boğazından Amerika kıt’asına geçen yerli Amerikalıların %14-38 arasındaki bir oranının bu çocuğun neslinden geldiği, bu çocuğun Batı Avrasya halklarıyla da genetik bağının bulunduğu açıklanmıştır.

4 yaşındaki “Mal’ta boy”  adı verilen 24.000 yıllık çocuk iskeletinin bulunduğu bu antik yerleşim yeri hakkında, Amerika New York [Department of Education, The Metropolitan Museum of Art] uzmanlarından Laura Anne Tedesco;

Malta antik yerleşiminin yarı-yeraltı evlerinden oluştuğunu, evlerin duvarlarının iri hayvan kemikleri kullanılarak inşa edildiğini, tavanının ise hayvan derilerinden yapıldığını, böylelikle Sibirya’nın sert ikliminden korunmuş olabileceklerini belirtmekte, bu antik yerleşim yerinin ilk defa 1927 yılında Mikhail Gerasimov tarafından keşfedildiğini ve araştırmaların aralıklarla yapıldığını, bu antik yerleşim bölgesinde 15.000 -18.000 yıl önce döneme (Upper Palaeolithic döneme) tarihlenen “The Mal’ta – Buret’ culture” adı verilen kültürel dönemde, o bölgede olacağı düşünülemeyecek bir kültür yaşandığını açıklamaktadır.

New York Times – BBC World

“Mal’ta Boy” adı verilen çocuk iskeleti üzerinde yapılan gen bilimi analizleri sonuçları, aynı tarihli (20 Kasım 2013) New York Times ve BBC World internet sitesinde de yayınlanmıştır. Söz konusu iki yayında;

Sibirya Baykal gölü yakınında bir mezarda bulunan 3-4 yaşlarındaki “Mal’ta Boy” adı verilen çocuk iskeletinden alınan üst kol kemiği üzerinde Danimarka Kopenhag Üniversitesinden Eske Willerslev ve ekibi tarafından 2013 yılında yapılan testler sonucunda, bunun dünyada gen bilimi incelemesine uygun en eski tarihli insan iskeleti olup, 24.000 yıllık olduğu ve çocuğun ata-geninin (R) Y-Haplogrup, anne-geninin (U) MtDNA olarak tespit edildiği haberi yer almaktadır.

Bu konu, her iki yayında, Batı Avrupalıların atalarının Sibirya Bering boğazı üzerinden Amerika’ya geçtikleri, şimdiye kadar Amerikan yerlilerinde görülen ama bir türlü açıklanamayan Avrupalı genlere sahip yerli Amerikalıların durumunun açıklanabildiğini, yerli Amerikalıların %14-38 arasındaki bir oranının bu çocuğun neslinden olduğu, Batı Avrasyalılar için de aynı durumun söz konusu olduğu değerlendirilmesiyle okuyucularına aktarılmaktadır.

Söz konusu yayınlarda, bunun ikinci olay olup, daha önce de aynı bölgede bulunan 17.000 yıllık bir yetişkin iskeletinden alınan numune üzerinde yapılan incelemede de yine Avrupalı genlerinin tespit edilmiş olduğu hatırlatılmaktadır.

2. Ankara İsmi

“Mal’ta Boy” adı verilen 24.000 yıllık çocuk iskeletinin bulunduğu Malta bölgesi, bir iç deniz büyüklüğündeki Baykal gölünden doğan “Angara nehri” kıyısında olup; Bilal Ak’ın [Ankara Adının Kaynağı ve Yeni Bir Yaklaşım, Türk Yurdu, 2002] isimli makalesine göre Ankara adı; Sibirya’daki Yenisey Nehri kollarından olan ‘Angara’ nehri ve nehrin kıyısındaki ‘Angarsk’ kentinin ismi gibi, Taşkent’in güneyinde ‘Angran’, Letonya’da ‘Engüre’, İspanya’da ‘Enguera’, Fransa’da ‘Angers’ ve Afrika’da ‘Angra’ olarak ta karşımıza çıkmaktadır.

Kangarlar, Frigya ve Kimmerler ile ilgili tarihi verilerin de açıkça gösterdiği (hatta Sibiryalı olduğu anlaşılan Ankara Kedisinin bile tanıklık ettiği) gibi Altay-Sibirya kökenli olan bu halkların Anadolu’da yerleştikleri bölgelerden birisinin adı olan ve Sibirya-Baykal gölünden doğan “Angara Nehri”ne dayanan Ankara isminin, Türklerin Anadolu’nun antik çağları tarihindeki yerini tek başına açıklamaya yeterli olmasına rağmen bunun görmezden gelindiği ve Ankara adının Klasik Yunanca’da gemi çıpası anlamına gelen Ἄγκυρα” sözcüğüne dayandığı, bu adın Latin harfleri ile Ankyra, Ancyra yazıldığı, bu ismin Batılılar tarafından Angora olarak anıldığı gibi kurgulara rastlandığı görülmektedir.

 3. Kurgan Culture (Mezar Kültürü)

Baykal gölü yakınında Angara nehri kıyısındaki bölgede 24.000 yıl önce mezar kültürünün olması ve mezara çocukla beraber bazı eşyalarının konulması, söz konusu Altay halkının, Mezopotamya, Çin, Anadolu, Mısır, İrlanda ve İskoçya gibi çeşitli bölgelerde ortaya çıkacak olan ölen şahsa ait eşyaların mezarına konulduğu mezar kültürleriyle alakası bakımından çok önemli bir ayrıntıdır.

4

Örneğin, Altay-Sibirya (R1b) ata-geni taşıdıkları tespit edilen İskitler ve Kimmerlerin Anadolu’ya getirdiği en büyük değişikliklerden birinin de, mezar kültürü olduğuna işaret edilmektedir: “Gordion’da (Frigya/Frikya) MÖ 750–710 yıllarında inşa edildiği belirlenen ilk mezarlar, sonra Antik Yunan, Lidya ve Asuriler tarafından da uygulanmaya başlanmıştır. Gordion’da yapılan anıt mezarlar ile aynı dönemlerde ve aynı inşa teknikleriyle yapıldığı anlaşılan Anadolu’dan 4.000 km. uzaklıktaki Altay-Sibirya mezarlarının Anadolu’dan Sibirya’ya giden veya evlerine geri dönen Kimmerler tarafından yapıldığı ileri sürülmesine rağmen, aynı mezar kültürünü (Anadolu’dan yaklaşık 900 yıl önce MÖ 1.600 yıllarında) Çin’e götürenleri açıklayamamakta olduğu” belirtilmektedir. [Leonid Marsadolov, The Cimmerian Traditions of the Gordion Tumuli (Phrygia) Found in the Altai Barrows (Bashadar, Pazyryk), 2006]

4. Afontavo Gora Kültürü (Yenisey-Kızılyar Kültürü)

Yenisey Nehrinin, Rusça ismiyle “Krasnoiarsk Krai” Türkçe ismiyle “Kızılyar” bölgesinde nehrin 14-16 m. yüksekliğindeki terasında bir yerleşim yeri tespit edilmiş, Z. A. Abramova ve S. N. Astakhov isimli arkeologlar tarafından 1960’lı yıllarda yapılan kazılarda, 450’si alet olmak üzere 20 bin civarında el yapımı parçalarla birlikte 11-15 yaşlarında iki insan iskeleti bulunmuştur.

New York Times ve BBC World yayınlarında da söz edildiği gibi, yapılan karbon testlerinde insan iskeletlerinin yaşının 17,075-16,750 yıl arasında olduğu belirlenmiş, gen bilimi testlerinde de bu insanların, Amerikan yerlilerinin büyük bir bölümü ve Batı Avrasya hakları ile genetik bağlarının olduğu, ata-genlerinin (Q) Y-Haplogrup, anne-genlerinin MtDNA (R) olduğu tespit edilmiştir.

Bu bölge ile ilgili geniş bilgiye ve bu antik yerleşim yerinde bulunan el yapımı eşyalarla ilgili görüntülere [http://donsmaps.com/afontovagora.html] internet adresinden ulaşılabilmektedir.

5. 200 yerleşim yeri

ABD Pennsylvania Bryn Mawr College Antropoloji bölümünden Richard S. Davis [The Enesei River of Central Siberia in the Late , 1998] isimli makalesinde; Sovyet rejiminin çöküşü sonrası yasak bölgeler uygulamasının kalkmasıyla birlikte Palaeolithic dönemle (12.000 yıl önce sona eren dönem) ilgili araştırmaların Yenisey ve Angara nehirleri bölgesinde yoğunlaştığını ve şimdiye kadar bu bölgede Palaeolithic dönemle ilgili 200 yerleşim yerinin tespit edildiğini belirtmektedir.

6. Dünyanın en eski ağaç heykeli: Shigir Idol

25 Haziran 2014 tarihli “The Siberian Times” yayın organında “Scientists to study exact age of ‘oldest wooden statue in the world’” başlıklı habere göre 1890 yılında Sibirya’da bulunan orijinal boyunun 5,3 metre olduğu ve 9.500 yaşında olduğu tahmin edilen 2,8 metre boyundaki ağaç heykelin gerçek yaşının tespit edilmesi için Alman bilim adamları Uwe Heussner (Berlin Archaeological Institute) ve Thomas Terberger (Department of Cultural Heritage of Lower Saxony) tarafından bir parçasının alındığı, söz konusu ağaç heykel üzerinde yer alan çizimlerin anlamlarının da halen çözülemediği belirtilmektedir.

The Siberian Times’ın 28 Ağustos 2015 tarihli sayısında da, Almanya’da yapılan yaş tespiti analizi sonucunda ağaç heykelin 11.000 yaşında olduğunun tespit edildiği haberi yer almaktadır.  Söz konusu ağaç heykelin fotoğraflarına ve ilgili bilgilere [http://siberiantimes.com/science/] adresinden ulaşılabilmektedir.

7. Altay/Ukok Prensesi – (Altay Pazırık Kültürü)

Sibirya’da, “Siberian Times” isimli yayının 14 Ağustos 2012 tarihli nüshasında “Siberian Princess reveals her 2,500 year old tattoos” başlıklı haberde, 19 yıl önce, 2500 yıllık mumyalanmış ve vücudunda döğmeler bulunan 20-28 yaşlarında bir kadın mumyası bulunduğu haberi yer almaktadır. Söz konusu mumya Altay Dağları Ukok Vadisinde bulunması nedeniyle Ruslar tarafından “Ukok Prensesi” ve “Altay Prensesi” olarak adlandırılmaktadır.

Altay/Ukok Prensesinin mezarında, Altay Pazırık Kültürü olarak adlandırılan MÖ 4. ve 5. yüzyıllara tarihlenen altın ve metal sanat eseri üretiminin örnekleri olan süs eşyalarıyla birlikte, Türk simetrik çift düğüm tekniği kullanılarak yapıldığı belirlenen 2.500 yıllık 200×183 cm. ebadında dünyanın en eski halısı da bulunmuştur.

6                                                                                                                         

[www.hermitagemuseum.org] internet adresinde “menu>explore> Search the Hermitage Collection” sütununa “Pazyryk Culture” yazıldığında 2.500 yıllık halının da yer aldığı Altay-Pazırık kültürüne ait 121 adet eserin görüntülerine ve açıklamalarına ulaşılabilmektedir.

7Kaynak: Siberian Times

Siberian Times” isimli yayının 8 Mart 2014 tarihli haberinde de, Altay Prensesinin sol omuzunda bulunan, geyik figürü biçimindeki, efsanevi griffin öğeleri de içeren döğmenin, Soçi Olimpiyatları açılış gösterilerinin bir parçası olarak canlandırıldığı belirtilmektedir.

8. Sibirya Evleri

 

8[Google – Görseller; Siberian Wooden Houses]

Günümüz Sibirya’sında ağaç ev çok yaygındır, eski Sibirya evlerinin, Türkiye’deki Osmanlı dönemi ve Anadolu’nun ormanı bol bölgelerindeki evleri ile aynı tarzda oldukları görülmektedir. Bu benzerlik, Osmanlı mimarisinin köklerinin de Sibirya’ya dayandığını göstermektedir.

9

9. Altay-Sibirya Canlılarına İlişkin Veriler

Altay-Sibirya bölgesinin coğrafi ve iklim şartlarının (başka bir deyişle güneş radyasyonuna maruz kalma seviye ve biçimlerinin) tarihin bir döneminde bu bölgede yaşayan insanlar dâhil birçok canlının fiziksel özellikleri üzerinde dünyanın diğer bölgelerine göre farklı özellikler oluşturduğu Demirperde’nin yıkılması sonrasında görünür hale gelmiş, bölge çeşitli araştırmaların merkezi haline gelmiştir.

Sibirya Kedisi – Van Kedisi – Ankara Kedisi

Altay-Sibirya bölgesinde ortaya çıkan Türklerin de, coğrafya ve iklim şartlarının başka bir deyişle güneş radyasyonuna maruz kalma seviye biçimlerinin, yaradılıştan bazılarının kahverengi gözlü, bazılarının çakır gözlü hatta iki gözleri mucize gibi birbirinden farklı renklerde olabileceğinin canlı kanıtlarını, Sibirya Kurdu ile Sibirya-Ankara-Van kedileri oluşturmakta; günümüzde de Türkiye’nin hemen her köyünde esmer, sarışın, kumral, kara, çakır, kahverengi hatta iki gözü farklı renklerde insanlar bulunmaktadır.

1110. Kurt Mitolojisi

Kendilerinin Dişi Kurt (Asena) neslinden geldiklerine inanan antik çağlardaki Türklerin “Türeyiş Efsanesi”ne dayanan “Kurt” mitolojisinin de, antik Türklerin karışmasıyla oluşan halklar özellikle günümüz Avrupa halklarında, binlerce yıl yaşatılan hâkim mitolojilerden biri haline geldiğine ilişkin verilere de Göktürkler bölümünde değinilmektedir.

C. ANADOLU TÜRKLERİ

Yukarıdaki veriler, Altay-Sibirya bölgesi ile Türk dili konuşan halklar (ve Anadolu) arasında; dil, mitoloji, yer isimleri, mezar kültürü, ev hayvanları, mimari ve geleneksel el sanatları gibi çeşitli alanlardan, tarihin bir dönemindeki güneş radyasyonu seviye ve biçimlerinin Altay-Sibirya bölgesinin insanlarının (ve doğal canlılarının) üzerinde yaratmış olduğu genetik özelliklere kadar birçok alanda eşleşmeler olduğunu göstermektedir.

Aşağıdaki Avrasya’nın coğrafi haritasına bakıldığında da, Kuzey Avrasya boyunca uzanan “Büyük Kuzey Düzlükleri” (Great Northern Lowland) ve “Orta Asya”nın, Sibirya’nın doğal uzantısı olduğu görülmektedir.

.12                                                            Kaynak:  Physical Map of Eurasia, 1901 – ETC Maps

Macaristanlı Türkolog Ü.Nemet daha 1912-1914 yıllarında, “…Türklerin oluşum yerinin Altay ve Ural dağları arasındaki bölge olduğunu, buradan önce Doğu Avrupa düzlüklerine yerleştiklerini…” yazmıştır. [Ü. Nemet, 1963, 127-128]

Prof. M. Zakiev’e göre de; “… Her şeyden önce, Sibir kelimesi Türkçe’dir. Türk dili konuşan boyların bazılarının ismi, doğrudan Sibir sözcüğü ile alakalıdır. Suar, Suvar, Subar, Sabir, Sibir Türk dili etimolojisi ile ilgilidir. Subar etimolojisi de, Samar, Sümer, Özbekistan Samar-kend ve Bulgar Türklerinin kentlerinden Samara ile alakalıdır…” [Zakiev M. 2002]

İki tarihçiden yapılan bu iki alıntı; Anadolu Türklerinin; Ural-Altay ve Doğu Avrupa hattındaki Kuzey Türkleri ile Sibirya, Orta Asya, Indus Vadisi, Sümer Medeniyeti hattındaki Güney Türkleri halklarının Anadolu’da birleşmesi sonucunda oluştuğuna işaret etmekte, aşağıdaki bölümlerde açıklanan veriler de bu tarihi süreci özetlemektedir.