Makaleleri Arayın

Son yıllarda Batı bilim dünyasında, Türk'lerin kökeni ve tarihi ile ilgili yayınlanan doğru ve objektif bilgilere ulaşın.

SARMATLAR

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Sarmatlar, Kırgız steplerinde ortaya çıkmış, İskit/Saka Konfederasyonunun bir bileşeni olarak İskitlerle işbirliği içinde 400 yıl yaşamışlardır.

Prof. M. Zakiev, tarihi kayıtlarda MS 1.yy’da İskitya’nın, Sarmatya olarak, bu topraklarda yaşayan İskit (Saka) halklarının da Sarmatlar olarak anılmaya başladığını belirtmektedir. Sarmatlar’ın, MÖ 500 yılları civarında yaşamış olan Herodot zamanında ‘Sauromat’ olarak anıldıklarını, çeşitli kabilelerden oluştukları ve bunların arasında en önemlilerinin Türk dili konuşan halklar olan Roxalans (Roks-alanlar=Uraksi Alan=Çiftçi Alan), Alanlar, Siraklar (Sarı+Ak Alan), Aorlar (Avarlar), Yazular (Oğuzlar) ve Meotlar olduğunu, Doğu Sarmatlarının Orta Asya Devletleriyle özellikle Türkistan bölgesindeki Subar ve Ases boylarının oluşturduğu Harzemlilerle (Huarases/Horasmians) yakın ilişkileri bulunduğunu eklemektedir.

Prof. M. Zakiev, İskit ve Sarmatlar’ın çok dilli bir yapıları olduğunu (Türk dili ve Aryan) ancak çok önemli bir oranın Türk dili konuşan halklardan oluştuğunu, Sarmat ismi analizlerinin de “Sarı” kelimesine dayandığını, antik zaman halklarının başka halkları bu şekilde renklerine göre adlandırmasının sık görülen bir olgu olduğunu, bu nedenle Herodot tarafından da “Sauromat” olarak bahsedilen Sarmatlar’ın isminin kökeninin de Türk diline dayandığını, Herodot’un da “Sauromat”ların İskit dilinde konuştuklarını yazdığını [Herodot 4-paragraf 117], ancak bunun üzerinde hiç durulmadığını belirtmektedir.

Sarmatlar’a herhangi bir sebep-sonuç ilişkisi olmaksızın; Çar Petro zamanında Slavların nereden geldiği sorusuna cevap olarak Slav denildiğini, 18.yy’da Slav, Türk ve Almanlardan oluştuğunun ileri sürüldüğünü, daha sonra İskitlerin Fin, Sarmatların Slav olduğu fikrinin ortaya çıktığını, 19.yy’da İskitlerin Türk boylarından oluştuğunun kabul edildiğini, daha sonraları ise İrani dil konuşan halklardan, özellikle Oset dili konuşan halklardan oluştuğunun ileri sürüldüğünü, ancak İrani dilleri çok iyi tanıyan antik çağdaşları Asuri, Çin, Yunan ve hatta İran kayıtlarında buna yönelik bir kayda rastlanmadığını, eğer İskitler, Sarmatlar ve Alanlar, Osetik halklar ise tüm Avrasya’ya yayılan biçimde Osetik yer isimlerinin ve en azından bazı muhkem bölgelerde Oset topluluklarının kalması gerektiği açıklamalarını yapan M. Zakiev, en sonunda günümüzde İskitlerin Sarmat, Sarmatlar’ın Alan, Hun, Avar, Hazar, Bulgar, Kuman, Kıpçak, Oğuz olduğu noktasına gelindiğini belirtmektedir.

Roman K. Kovalev, aynı noktaya işaret etmekte; İonya’lılar, Greek’ler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizanslıların başka isimlerle anılmasına rağmen aynı dili konuşan halklar tarafından kuruldukları ve devamlılıkları kabul ediliyorsa, Türklerin kurduğu Devletlerde de aynı durumun kabul edilmesi gerektiğini belirtmektedir. [“Huns” Encyclopedia of Russian History, 2004]

Türk adının da yazılı kaynaklarda MS 6.yy’dan çok önce yer aldığını, daha 1.yy başlarında Pomponius Mela’nın Azak Denizinin kuzeyini ‘Turkae’ olarak adlandırdığını [C.Beckwith-2009 “Empires of the Silk Road“] [K.Czegledy-1983 “From east to West“] [P.Golden-1992 “Introduction to the history of the Turkic people“] bu bölgedeki kabilelerin “Tyrkae” olarak telaffuz edilen “Türk” olduğunun MS 77 yılında yazılan “History of Pliny the Elder” de de yer aldığını [C.Beckwith-2009 s.115]  [D.Sinor-1990 “Cambridge History of Early Inner Asia“ s.285], Azgar Mukhamadiev’in, Klasik antik çağda Türkistan coğrafyasında sıfat olarak ‘Devlet’ anlamına gelen, üzerinde ‘Türk’ adı yazılı para basıldığını açıkladığını  [Problems Of Linguoethnohistory of the Tatar people, Kazan 1995], MS 2. yy’da yaşamış Yunan Tarihçi Ptolemy’nin, Karpat dağlarında Akathyr (Agathyrs= Ağaç-eri) boyunun, aşağısındaki bölgede Avrupa Sarmatlarının yer aldığını, bugünkü Moldova bölgesinde de Aseslerin yanında da Hunların, Don nehri civarında Savar’ların yaşadığını yazdığını açıklayan Roman K. KOVALEV, tüm bunların MS 6. yy’dan önce Türklerin tarih sahnesinde olmadığı iddialarının boş iddialardan ibaret olduğunu gösterdiğini, Türklerin Kafkas-Karadeniz steplerinde bulunmasının aynı zamanda Orta Asya’da bulunmalarıyla çelişmediğini, Çin ve Hint kaynaklarının da “Türklerin o bölgede de çok eski zamanlardan beri bulunduklarını” yazdıklarını belirtmektedir.

Sarmatlar anlatımında ‘Sarmatizm’ konusuna da değinilmelidir. 18.yy’da ortaya çıkan Sarmatizm görüşünü savunan Polonyalılar kendi soylarının, İskandinav halklarına değil Sarmatlar’a dayandığını, Sarmatların da Slav ve Fin-Ugric halklarından meydana geldiğine inanmaktaydı. Günümüz Polonya halkının ata-gen yapısı da araştırılmış ve %70 oranında Altay-Sibirya (R1) ata-geni, %3 oranında Ural-Sibirya (N)  ata-geni ve %17-18 oranında (I) İskandinav ata-geni taşıdıkları tespit edilmiş, İrani kökenli olan Güney Osetlerin (G2) ata-genine ise rastlanmamıştır. Hasan Mamay, “Alans in Pyrenees” makalesinde Rusların Kuzey Osetya olarak adlandırdıkları Digorya’nın da aslında Toksi=Tokar=Düger olan Türk etnik isminin Adıge dilinde söylenişi olduğunu, Ortaçağın başlangıç dönemlerinde “As” kabilelerinden Alan-Ases’lerin yerleştiği bölgelerden biri olduğunu belirtmektedir. ‘Khazaria.com’ internet sitesinde yayınlanan “Major studies of Ossetians” isimli makalede de, Güney ve Kuzey Oset halklarının Y-DNA açısından farklı oldukları, bu açıdan Kuzey Osetya halkının daha çok Hazarlar ve Kıpçaklara benzerken, Güney Osetya halkının da Güney Kafkas halklarına benzediği açıklaması bulunmaktadır.