Makaleleri Arayın

Son yıllarda Batı bilim dünyasında, Türk'lerin kökeni ve tarihi ile ilgili yayınlanan doğru ve objektif bilgilere ulaşın.

KİMMERLER

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

MÖ 500’lü yıllarda yaşamış Antik Yunanlı tarihçi Herodot; “Çok uzun zamandır Asya’da yaşayan İskitlerin, Massagetler (Masgutlar) tarafından baskı altına alınmaları üzerine, Kimmer topraklarına yürüdüğünü, İskitlerin çok kalabalık geldiğini gören Kimmerlerin savaş istemediğini ve bölgeden ayrıldıklarını [Herodotus, 4,11] Bunun nedeninin, Kimmerlerin daha önce İskitlerin ülkesinde yaşamış olması olduğunu, hatta orada istihkâmları ve Bospor adında bir eyaletlerinin bulunduğunu [Herodotus, 4,12] yazmaktadır. [Prof. M. Zakiev, 2002]

Aynı şekilde Sibirya’dan>Kırgız stepleri üzerinden en son MS 10.yy’da Kıpçakların Kafkas-Karadeniz steplerine gelmesiyle Peçeneklerin savaşmadan Balkanlara ilerlemesi gibi, bölgedeki yazılı tarih verilerinin başladığı Kimmerler’den bu yana Sibirya veya Orta Asya>Kırgız stepleri üzerinden bu bölgeye Türk boylarından oluşmuş yeni bir Birliğin gelmesi üzerine eskisinin bölgeden batıya, kuzeye veya güneye doğru ilerlediği, yenisinin bu bölgeye yerleştiği görülmekte, bunun bir gelenek gibi binlerce yıl sürdürüldüğü anlaşılmaktadır.

Herodot tarihinde, İskitlerin batıya doğru hareketlenmelerine yol açtığı belirtilen Massagetlerin kim olduklarına kısaca değinirsek; “Massaget, ‘Saka’dan türetilmiş bir isimlendirme olup, İranlılar ve Yunan Tarihçiler tarafından Saka boyu olarak ve Massaget ismiyle adlandırılmıştır. Antik Yunan tarihçiler, Massagetleri, eski dönemlerde İskit/Saka daha sonraki dönemde Hun halkları içinde belirtmişlerdir. Türkologlar Massaget yerine Masgut ismini tercih etmektedirler. Antik yunan tarihçi ve coğrafyacısı Strabo [Strabo 11.8.8] Massaget boylarını, Apasiak (Apa-Sak “Büyük Saka”), Attasi (Atty-As “Atlı Ases”), Augasi (Awag-As “Başıbozuk Ases”), Derbik (Dar-bek) olarak saymıştır. Bazı tarihçiler tarafından Türkmenlerin atası olarak kabul edilmektedirler.” [Prof. M. Zakiev, 2002]

Gürcüler tarafından Mesket, Ermeniler tarafından Masakha, Mazkowtk ve Maskut, Araplar tarafından Maskurt, Başkurt olarak adlandırılmışlardır. Sovyetler, diğer Türk ve Kafkas boylarına yeni isimler vermesi gibi, Massaget ismiyle alakası açık olan Gürcistan Mesket Türklerinin ismini de Ahıska Türkleri olarak değiştirmiştir. Günümüz Aral ve Kafkas-Karadeniz bölgesindeki Türkler arasında Masgut ve bu isimden türetilmiş soy isimlerinin yaygın biçimde kullanılmasına devam edilmektedir. Özetle; Yunanlı tarihçilerin verdiği isimle Massagetler, sırasıyla İskit/Saka ve Hun konfederasyonları ile Göktürk Kağanlığının bileşenlerinden olup, günümüzde gen araştırmalarının da desteklediği gibi hepsi de çok yüksek oranda aynı  (R1b) ata-geni taşıyan Türkmen, Başkurt ve Ahıska (Mesket) Türklerinin atalarıdır.

Kimmerlerin kim olduğu konusunda ise, Prof. M.Zakiev, antik tarihçilerden MS 600 yıllarında yaşamış Procopius Caesarian’ın “İskit kabilesi Amazonları Hun ve Sabir olarak tanımladığını” [Procopius Caesarian, 1950, 381] ayrıca Kimmer demek Türk-Hun, Utigur, Kutrigur demektir anlamına gelecek biçimde “Kuzey Karadeniz düzlüklerinde yaşayanların adı antik zamanda Kimmer, şimdiki zamanda Utigur’dur” dediğini [Procopius Caesarian, 1950, 384-385], bazı bilim adamlarının da Ağaç-eri (Agathyr/Akathyr) boyunu, Utigur ve Kimmerler olarak tanımladığını [Jordanes, 1960, 221], MÖ 7.yy Asuri ve Yunan kaynaklarında Kimmer ve İskitlerin “Ashguzes/Ishguzes” olarak yer aldığını belirtmekte, Asurilerin çağdaşları-savaştıkları-kısaca bizzat tanıdıkları “Kimmerlerle İskitleri aynı halk olarak tanımlamasını”, modern tarihçilerden Pogrebova’nın “Asurileri bu hususu karıştırmakla” suçlayabildiğini [Pogrebova M.N. 1981, 48] eklemektedir.

İskitler ve Kimmerlerin aynı kavme bağlı halklar olduğu, çoğunlukla (R1b) ata-geni taşımaları gerektiği konusunda Prof. Anatole A. Klyosov; “Haplogroup R1a as the Proto Indo-Europeans and the Legendary Aryans as Witnessed by the DNA of Their Current Descendants” [Advances in Anthropology 2012. Vol.2, No.1] isimli makalesinde; Yakındoğu ve Anadolu’da 3.000 yıl öncesi civarına tarihlenen İskitler-camiasının istilası dönemi eserlerinin Kimmer’lere ait izler olarak değerlendirildiğini, ancak Kimmerlerin ve İskitlerin arkeolojik eserler bakımından farklılık taşımadıklarının tespit edildiğini [A.Ivanchik-2001] belirterek, Kafkas-Karadeniz stepleri mezar kültürünü bu bölgeye taşıyan İskit-Kimmer mezarlarında çoğunlukla (R1a) ata-geninin değil (R1b) ata-geninin bulunması gerektiğini açıklamaktadır.

Kimmerlerin kökeni konusunda, yer isimlerinden hareket ederek köken ve tarih yorumları yapan bazı araştırmacılar ise, Kimmer’lerin yerleştiği yere Cimmerium, Cimmerian adının verilebileceğini, bunun Türkler tarafından “Crimea = Qırım” biçiminde söylendiği teorisini ileri sürmektedir. Ancak buna karşı çıkan araştırmacılar “Crimea” deyiminin Türkçe “Qırım” deyiminin İngilizler ve İtalyanlar tarafından söyleniş biçimi olduğunu, Türkçe “Qırım” deyiminin de Türkçe “Qurum” müstahkem mevki, koruma, “Qurımaq”  korumak kelimelerinden kaynaklandığını belirtmektedir. Yer isimlerinden hareket ederek köken ve tarih yorumları yapan araştırmacılardan diğer bir görüş ise, “Qırım” deyiminin, Herodot tarihinde Sarmatlar’ın bir şehri olarak bahsedilen “Cremni” şehrinden kaynaklanmış olabileceğidir. Halen bu şehrin kalıntıları “Starí-Krim” Eski Kırım civarında araştırılmaktadırlar.

Türkolog Prof. M.Zakiev; Kimmer’leri Türk etnik kimliğinin yaygınlık kazanmadığı antik çağlarda Türkçe konuşan halklar arasında saymaktadır. Kimer’ler ve Kimek’lerin birinin ar/er eki diğerinin ok eki alan boylar olduğunu, “kime” kelimesinin eski Türkçe’de “boat/tekne”; Kimmer ve Kimek isimlendirmelerinin de “boat/tekne halkı-boat/tekne boyu” anlamına geldiğini belirtmektedir.

Bu noktada, Türklerin ilk ortaya çıktığı bölgede yer alan Angara nehrinin doğduğu Baykal gölünden de söz etmek gerekmektedir. Uzunluğu 636 km, en geniş bölümü 79,5 km. olan Baykal gölü, 1642 metre derinliği ile dünyanın en derin gölü olup, dünyadaki en büyük ve en temiz içme suyu kaynağı olarak dünya içme suyunun %20’sini barındırmakta, bu özellikleriyle birlikte eşsiz hayvan-bitki (fauna ve flora) varlığıyla Unesco Dünya Miras Listesinde yer almaktadır.

Prof. M. Zakiev; Hunogur, Kutrigur, Utrigur, Uygur, Bulgar gibi “Türk dili” konuşan, boy isimlerinin sonuna (r/ar/er/ur/ir) eki alan boyları “Ogur” boyları olarak adlandırmaktadır. “Ogur” boylarının “Türk” ve “Türk dili” konuşan halklardan olduğunu belirterek, iki kardeş halk olan “Ogur” boyları ile “Oğuz” boyları ayrımının çok eskilere dayandığı açıklamasını yapmaktadır.

Boy isimlerinin soneklerindeki bu farklılığın nedeni, Türk boylarının dilinde zaman içinde farklılaşma olması, “R” sesi yerine “Z” sesinin yerleşmiş olmasıdır. Böylece, “Boy” sözcüğünün karşılığı olan “Og=Ok”un çoğulu olan “boylar birliği ”nin karşılığı da “Og-ur” veya “Og-uz” halini almakta, birliği kaç tane boyun oluşturduğunu göstermek içinde sayısı belirtilmektedir (Onogur, Onok veya Dokuz-Oğuz gibi). Ogur boylarının, boy isimlerinin sonuna (r/ar/er/ur/ir) ekledikleri (Bulgar, Hazar, Taur, Onogur, Kutrigur gibi) bilinmektedir. Bu boylara “Ogur” boyları adı verilmektedir. Ancak sonuna bu ekleri alan her boy Ogur boyu değildir, çünkü Oğuz boylarında isimlendirmede böyle bir düzen kurulmamıştır. Oğuz boyları içinde de boy ismi sonuna  (r/ar/er/ur/ir) alan birçok boy bulunmaktadır. Anatole A. Klyosov’da, Ashkenazi Yahudileri kaynaklarının, İskitleri ve Kimmerleri Ashguzes/Ishguzes olarak adlandırdıklarını, bunların Türkçe karşılıklarının Az-kişi (As halkı) veya As-guzes (As boyu), Ases anlamına geldiğini belirtmektedir. Bilindiği üzere genelde az/as/uz boyları (Az-kişi/Az-er, Uz/Yazu=Oğuz) Oğuz boylarını ifade etmektedir.

Yine, Kimmerlerin Kafkas Karadeniz steplerinde yaşadığı dönemde, Doğu Avrupa bölgesinde de Oğuz Türkçesi konuşan boyların bulunduğu hususu da göz önüne alınmalıdır. Bu husus, Araştırmacı Galina Shuke’nin “Were the Latvians Türks?” [Daugavpils, 2010, ISBN 978-9984-49-046-5] isimli makalesinde; Türklerin MÖ 900 yıllarında Baltık denizi kıyılarına geldiği ve Latvia (Letonya) dilinin Türk dili hem de Oğuz Türkçesi temeline sahip olduğu açıklamasından anlaşılmaktadır.

Kimmer’ler hakkındaki tarihi kayıtlara dönersek; MÖ 716 tarihli bir Asuri yazılı belgeye göre, Kimmer’ler MÖ 714 yılında Van gölü çevresinde kurulu Urartu topraklarını işgal etmiş ancak zarar vermemişler ve Anadolu’nun Karadeniz bölgesine yerleşmişlerdir. Bundan başka Kimmerler hakkında; MÖ 705 yılında Anadolu’nun güneyindeki Asuri Krallığına saldırılarda bulundukları, Asuri Kralı Sargon tarafından yenilgiye uğratılmaları üzerine tekrar Anadolu’nun içlerine geri döndükleri, MÖ 695 yılında ise Frigya’yı (Phrygia), MÖ 650-640 yılları arasında iki defa Lidya’nın başkenti Sardis ve Efes’i almalarına rağmen, daha sonraki yıllarda Asuri Devletinin ortadan kalkması üzerine Anadolu’nun büyük bölümünün tek hâkimi haline gelen Lidyalılar tarafından yenilgiye uğratıldıkları biçiminde tarihi kayıtlar bulunmaktadır.

Bazı araştırmacıların da, “Kimmerlerin Anadolu’ya geçtikleri dönemde Anadolu ve Ortadoğu’da en büyükleri Asuri Devleti olan Babil, Urartu, Frigya, Lidya, Suriye, Filistin, Mana ve Media isimlerini taşıyan ve birbiriyle sürekli savaş içinde olan birçok devletin olduğu Milattan Önceki 800 ve 700 yıllarında, bu bölgeye Avrasya bozkırlarından, önce göçebe Kimmerlerin, ardından MÖ 670 yılında İskitlerin gelerek, göreli olarak küçük ordulara sahip olmalarına rağmen birçok bölgeyi işgal ettikleri, daha sonraki süreçte bu göçebelerin, mahir askerler olarak önce Anadolu’daki Devletlerde daha sonra da antik Yunan Devletlerinde askeri birlikler oluşturarak bölgenin tarihinde önemli değişikliklere yol açtıkları” açıklamalarını yaptıkları görülmektedir. [Elnitsky 1977; Alekseev 1992; Chochorowski 1993; Ivanchik 1996]

Kimmerlerin bu bölgeye getirdiği en büyük değişikliklerden birinin de, mezar kültürü olduğuna işaret edilmektedir. Gordion’da (Frigya) MÖ 750–710 yıllarında inşa edildiği belirlenen [Kohler 1995] ilk mezarlar, sonra Antik Yunan, Lidya ve Asuriler tarafından da uygulanmaya başlanmıştır. Gordion’da yapılan anıt mezarlar ile aynı dönemlerde ve aynı inşa teknikleriyle yapıldığı anlaşılan Anadolu’dan 4.000 km. uzaklıktaki Altay-Sibirya mezarlarının [Terenozhkin 1976: 31–33, 187, 200; Marsadolov 1997: 5; Rudenko 1960: 37] Anadolu’dan Sibirya’ya giden veya evlerine geri dönen Kimmerler tarafından yapıldığı ileri sürülmesine rağmen, aynı mezar kültürünü (Anadolu’dan yaklaşık 900 yıl önce MÖ 1.600 yıllarında) Çin’e götürenleri açıklayamamakta olduğu belirtilmektedir. [Leonid Marsadolov, The Cimmerian Traditions of the Gordion Tumuli (Phrygia) Found in the Altai Barrows (Bashadar, Pazyryk)]

Prof. Dr. Leonid Marsadolov’un söz konusu makalesinin ekindeki Gordion ve Altay mezarlarının çizimleri yanında, Kimmer ve Saka/İskit şapkalarının arkeolojik eserlerdeki çizimleri de yer almakta olup, söz konusu şapka çizimleri aşağıda gösterilmektedir. [www.csen.org >“Kurgans, Ritual Sites, and Settlements: Eurasian Bronze and Iron Age”, sayfa;253]

22

Başlık konusu önemlidir. 1.kutudaki çizim bir Etrüsk vazosu üzerindeki, 3.kutudaki çizim bir Yunan vazosu üzerindeki Kimmer’lere ait çizimleri göstermektedir. (Ayrıca bakınız: Google Görseller; İskit başlıkları, Hitit başlıkları, Frigya başlıkları, bir Hitit-Asuri krallığı olan Kommagene başlıkları, Kazak Türkleri başlıkları, Tuva başlıkları, Osmanlı, Sadrazam, Mevlana Kavukları, Türk Kadın Başlıkları)

Prof. M. Zakiev’de, araştırmacılar [Vinogravod, 1980] ve [Techov, 1980] çalışmalarına atıfta bulunarak, arkeolojik buluntu ve tarihi verilerin, MÖ 800’lü yıllardan sonra da Kimmerler ve İskitler arasında etkili ve devamlı ilişkilerin sürdüğünü gösterdiğini, MÖ 700’lü yıllarının ortalarından itibaren Çerkesistan üzerinden İskit kabilelerinin Anadolu’ya geçtiklerini ve Kimmerlerle birlikte Anadolu ve Ortadoğu bölgesinde İskitlere atfedilen Kuban Kültürü ve yerleşim modelinin yayılmasını sağlayarak bölgenin tarihi ve kültürü üzerinde önemli etkiler bıraktığını yazmaktadır.

Kırım’da Milattan Önce 700 yıllarında başlayan Antik Yunan kolonileşmesi Kırım’ın Kerç ve Taman bölümünde şehirlerin birleşmesini sağlamış ve daha sonraları bu zemin üzerinde MÖ 500 yıllarında, Herodot’un bahsettiği “İskitlerin eski ülkesindeki Kimmer’lerin Bospor eyaleti”ni hatırlatacak biçimde, Kırım’ın Kerç (Kiriş) bölgesinde Bospor Devleti kurulmuştur. Bospor Devletinin başkenti Panticapaeum (Pontkapı) olup, Phanogoria (Onogur) da en büyük şehridir. Bospor Devletinin alanı daha MÖ 500 ve 400 yıllarında İskit kabilelerinin yerleştiği bölümleri de kapsamakta olup, bölge o zamandan beri Kafkas-Karadeniz stepleri ile Yunan şehirleri ve Anadolu arasında ticaret merkezi konumundadır. İskitler, büyükbaş hayvan, cins atlar, tahıl, deri ve maden karşılığında şarap, zeytinyağı, metal ve seramik ürünler almaktadır. Ticaretin canlılığı İskitlerde tarım, hayvancılık ve madenciliğin gelişmesini sağlamıştır. Bu ticaretin önemli bir bölümünü Bospor tacirleri yürütmektedir. Karşılıklı ticaret sanat hayatını da kapsadığından Bospor Devleti antik sanatın orijinal bir karışımını da temsil eder hale gelmiştir. MÖ 200’lerde Kuban bölgesindeki Sarmatlar’ın ve Kırım İskitlerinin baskıları karşısında sosyal ve ekonomik kriz yaşamış, MS 100’lerden sonra Kırım sahilleri denetiminin Roma İmparatorluğuna geçmesiyle yeniden canlanan Bospor Devleti, MS 300’lerde ağır saldırılara uğramaya başlamış ve nihayetinde MS 400 yıllarında Hun’lar tarafından sona erdirilmiştir. [M. Zakiev, 2002]

Prof. M. Zakiev, MÖ 700 yıllarından itibaren Antik Yunanlıların Kırım sahillerinde koloniler kurmaları sırasında Yunanlıların telaffuzu ile “Phanogoria” Türkçe ismiyle “Onogur”, “Panticapaeum” Türkçe ismiyle ”Pontkapı” ve “Kerch” Türkçe ismiyle “Kiriş” şehirlerinin zaten Kırım ve Bulgar Türklerinin ataları tarafından oluşturulduğunu, “Pont” kelimesinin kökeninin de Bulgar Türkçesinde “yiyecek dolu, besleyici” anlamına gelen “punte” kelimesi olduğunu belirtmektedir.

Altay-Sibirya’lı olan ve Türk dili konuşan Kimmer ve İskitler hakkındaki çeşitli tarihi verilerin görmezden gelinip, Vikipedi/Wikipedia’da yapıldığı gibi Kimmerlerin kökenini belirsiz ilan etmek ve ardından Hint-Avrupalı olduklarına “inanıldığı” biçiminde kayıt düşmek, Kafkas-Karadeniz steplerinde ilelebet Hint-Avrupa dilinin konuşulduğunu ileri sürenlerin kurguya dayalı tarih anlayışının örneklerinden sadece birini oluşturmaktadır.