Makaleleri Arayın

Son yıllarda Batı bilim dünyasında, Türk'lerin kökeni ve tarihi ile ilgili yayınlanan doğru ve objektif bilgilere ulaşın.

HAZARLAR

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

 

Göktürklerin Kafkasya bölgesini denetimlerine aldığı ve Kırım sahillerindeki Bizans limanlarını 14 yıl süren abluka dönemlerinde Göktürklerle birlikte hareket eden Hazarlar,  Kafkasya ve Aşağı İdil (Volga) bölgesi Göktürk budun beyliği dönemlerinde de bölgedeki etkinliklerini artırmışlar, Göktürk Kağanlığının dağılması üzerine Batı Göktürkleri ve Hazarlar, “Kağan” ve “Bey” isimlerini taşıyan çift yöneticisi olan Hazar Kağanlığını kurmuşlardır.

Hazarları oluşturan boylar, dönemin tüm yazılı kaynaklarında Türk boyu olarak tanımlanan Hazarlar başta olmak üzere, Oğuz,  Hun, Onogur, Saragur, Bulgar, Suvar, Sabir, Alan ve Asesler gibi Türk boylarıdır.

Onomastik (Adların Kökeni) bilimine göre, Ab-khaz ismi de, Hazar (Khaz-ar) ismiyle; Abazin, Abazinian isimlerinin de “Az” ismiyle alakalı olduğu görülmektedir.

Bulgar tarihçi B. Zhivkov; “Alan, Bulgar ve Hazarların Sriderya nehri boyunca ve Volga’nın doğusunda yaşayan birbiriyle alakalı boylar olduğunu, A. Skirpin’in bunların Hun Birliği içinde yer aldıklarını varsaydığını” belirtmektedir. [Khazaria in the Ninth and Tenth Centuries, 2015]

Birçok tarihi veri yanında son yıllarda gen araştırmaları da, Hazar Kağanlığı oluşturan halkın daha çok yukarıdaki haritada gösterilen “Batı Göktürk Kağanlığı coğrafyası” boylarının oluşturduğunu göstermektedir.

Sayılan bu boylar Ogur ve Oğuz dilleri konuşmakta olup, bu diller arasındaki farklılıklar Hazarlar döneminde azalmış ve günümüzde Oğuz-Kıpçak olarak isimlendirilen Hazar dili oluşmuştur. İdil bölgesinde yaşayan Ogur grubu bir dil konuşan İdil Bulgarlarının dilinde de benzer değişiklikler meydana gelmiş, günümüzde Kuzey Türklerinin büyük bir bölümü tarafından konuşulan ve “Türk dillerinin Kıpçak koluna ait olmakla birlikte Oğuz grubuna ait özelliklere de sahip” olarak tanımlanan bu dil Hazarlar döneminde biçimlenmiştir.

Hazar Kağanının, Endülüs Emevî Devleti Vezirine yazmış olduğu mektupta, Hazarların soy kütüklerini; “Atalardan kalma soy kütüğümüze göre Togarma’nın on oğlu vardı. Biz yedinci oğul Hazar’ın soyundan geliyoruz” sözleriyle açıklamaktadır.

Togarma konusunda Prof. M. Zakiev, “İbranicede ‘ma’ ekinin çoğul eki olduğunu, “Togar” ve Kırım’ın yerli halkı İskit kabilesi “Taur” isimlendirmelerinin çok yakın bağlantılı olduğunu, önceleri Batı Göktürklerin bölgedeki budun beyliği daha sonra güçlü bir hanlık olarak 500 yıl civarında Kafkas-Karadeniz steplerinde hüküm süren, Kırımdaki varlığı ise Hazariye ismiyle küçük bir Hanlık olarak MS 1100 yıllarına kadar devam eden, kendilerini “Togarma”nın oğlu olarak adlandıran Hazarlar ile Taurların ilişkisinin, aynı zamanda, Türklerin bu bölgede antik çağlardan beri var olduklarını gösterdiğini belirtmektedir.

Hazarlar, Göktürk Kağanlığının dağılması üzerine kurulan Büyük Bulgarya Hakanı Kubrat Han’ın 665 yılında ölmesi sonrasında Bulgarların üzerine yürümüştür. Kubrat Han’ın üç oğlundan biri olan Asparuk batıya bugünkü Romanya’nın Danube bölgesine, ikinci oğlu Kotrak kuzeye İdil/İtil bölgesine yönelmiş, Üçüncü oğul Bayan liderliğindeki Bulgarların ana gövdesini oluşturan kısmı ise, Hazarların hâkimiyetini kabul ederek Hazar boylarından biri haline gelmiştir.

29Kaynak; Vikipedi, Author; Frode Inge Helland

Hazar Kağanlığı, Kafkas-Karadeniz stepleri ile Kırım yarımadası ve Azerbaycan’ı kontrol altına alarak güçlü bir Devlet haline gelmiş, Hazarlar döneminde Kafkas Denizinin ismi “Hazar Denizi”, Arapça “Bahr-ul-Khazar” Farsça “Daryaye Khazar” adını almıştır.

Yukarıdaki Haritadan da görüldüğü üzere, Hazar Kağanlığı topraklarının, Doğu’da Aral gölüne, batıda Macaristan’a, Kuzey’de İdil-Volga Bulgarları topraklarına ulaştığı, Güney’de ise Doğu Anadolu’nun bir kısmını kapsadığı görülmektedir.

Hristiyan ve İslam dinleri arasındaki çatışmaların yüksek olduğu bu dönemde, çağdaşı ülkelerde düşünülemeyecek dini hoşgörüye sahip bir yönetim kuran Hazarlar, kurdukları şehirlerde hem Camiler, hem sinagoglar hem de kiliseler inşa ettirmişler, her dinin temsil edildiği bir Yüksek mahkeme kurarak, her dinin kendi mensuplarını yargılama düzenini kurmuşlardır.

Mülteci durumuna düşen Bizans ve İran Yahudilerini ülkesine davet eden Hazarların döneminde, Avrupa’da zulme uğrayan Yahudilerin yıldızı parlamış, Hazarların bir kısmı da Yahudiliği benimsemiştir. Yahudilerin çoğunluğu bölgede Hazarların ve önceki Türklerin kurduğu şehirlerde yaşamışlardır. Türkçe isimli Kiev (Kyiv), Tmutarakan (eski adıyla Phanogoria/Onogur), Balanjar, İtil/Atil, Hazara, Kerç, Bospor,  Sudak, Çufutkale, Sarkel, Samandar Hazar şehirlerinin bazılarıdır. [Bir Türk İmparatorluğu: Hazar Yahudileri, Kevin Alan Brook, İstanbul, 2005]

Hazar şehirleri Balanjar (Belenjer) ile Kayakent (Kayıkent), Kayı Hunlarının yaşadıkları şehirlerdir. Derbent civarındaki günümüzde de Türklerin yaşadığı Kayakent (Kayıkent) bizzat Kayı’lar tarafından kurulmuştur. Kayı, Masgut ve Hunların bir şemsiye misali Hazarları çevreledikleri görülmektedir. [Azgar Mukhamadiev, “Ancient Coins of Kazan- Khazar Coins of the 8th – 9th cc.”, 2005]

Mukhamadiev, Magen Dovid’in Yahudiliğin sembolü olarak uyarladığı ‘Hexagon’ sembolünün de çeşitli biçimlerinin ondan çok önce Hazar zanaatkârları tarafından yapıldığını eklemektedir.

Hazarlar döneminde bölgedeki Türk boylarının büyük bir bölümü yerleşik hayata geçmiş, tarım, ticaret, zanaat, şehirleşme alanlarında yaşanan gelişmelerin İdil Bulgarları bölgesinde de aynen gerçekleşmesiyle Kırım, İdil ve Kafkas-Karadeniz stepleri bölgesinde birleşik bir kültür oluşmuştur.

Hazar Kağanlığı döneminde sayılan bu gelişmelerin yaşanması ve bölgede bütünleşmiş bir uygarlık ortamının kurulmasına rağmen, Hazarlar dönemi, aynı zamanda tam bir türbülans/çalkantı dönemidir. Bu dönemde siyasi, etnik, ticari ve askeri mücadeleler yanında dini mücadeleler de önemli olmaya başlamış ve süreç içinde belirleyici hale gelerek bölgenin istikrarsızlaşmasına yol açmıştır.

Hazarlar ile Emevî Hilafet Devleti arasında şiddetli savaşlar olmuş, Hazar topraklarına gelen Emevileri iki defa yenilgiye uğratan Hazarlar, üçüncü savaşta başkentleri Atil’i de işgal eden Emevilerle İslamiyet’i kabul ederek barış anlaşması imzalamış, ancak üç yıl içinde Emevilerin yerini Abbasilerin alması üzerine tekrar bağımsızlığını ilan eden Hazarlar, Devletin dini olarak Yahudilik dinini seçmişlerdir.

Abbasilerin yayılmacı politika yerine diplomasiye ağırlık vermesi, çatışma ortamına son vermiş, ancak Abbasilere gelin verdiği kızının doğum sırasında ölümü sonrasında zehirlendiği dedikoduları üzerine Hazar Kağanı, Hilafet Devleti sınırları içindeki Hristiyan toprakları olan Ermenistan ve Gürcistan’ı kendi topraklarına katmıştır.

Doğu Avrupa cephesinde ise yeni gelişmeler ortaya çıkmıştır. Hazarlar döneminde Vikinglerin “Varangian Rus” klanı, 8.yy başlarında İskandinavya’dan günümüz Ukrayna topraklarına yerleşerek birçok ticaret kasabaları kurmuş, önce Slavlarla daha sonra İdil Bulgarları ve Hazarlarla ticari ilişkiler geliştirerek Semerkant, Buhara bölgesi dâhil Türk dünyası ile Bizans, Yunan, Avrupa ve İskandinavya arasında ticaret ağının önemli aktörlerinden biri haline gelmiş, geniş ticaret imkânları neticesinde ekonomik gücünü artırmıştır.

Bizans’ın, Macarlar ve Peçeneklerin bölgeye gelmesi sonrasında gelişen olaylar neticesinde, Doğu Avrupa ticaret yolunun istikrarsızlaşması nedeniyle Hazarlarla işbirliği içinde Kırım sahilinde MS 830 yılında “Theme of Cherson” adıyla bilinen ticari ve askeri garnizonu kurması ve Hazarların da İdil/Don nehri kıyısına Sarkel şehri ve garnizonunu kurması üzerine, Varangian Ruslar ticaret imkânlarına müdahale olarak gördükleri bu gelişmelere karşı Bizans ve Kırım’a saldırmaya başlamışlar, Bizans ise, Rus ve Slavların Hristiyanlık dinini benimsemelerini sağlama yoluna gitmiş ve çeşitli faaliyetleri sonucunda MS 860 yılında Rus ve bölgedeki Slavlar Hristiyanlığı kabul etmiştir.

Bizans, Hazarların da Hristiyanlığa geçmeleri yönünde çaba harcamış, Hazarların kabul etmemesi üzerine, Hazar ülkesindeki feodal devlet konumundaki Alania ile ilişkilerini geliştirerek bir kısmının Hristiyanlığa geçmesini sağlamıştır.

Bu gelişmeler sonucunda Bizans-Rus ittifakı oluşmuş, MS 882 yılında Ruslar, Hazar şehri Kiev’i işgal ederek, “Kievan Rus” adıyla bilinen Knezliği kurmuş ve bölgede siyasi bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Kievan Rusların, onlar adına Slavlardan vergi toplama işini düzene sokacağı ve Hazarlara ödeyeceği taahhüdü üzerine Hazarlar Kievan Rus Knezliği’nin kurulmasına onay vermiştir.  Kievan Rus adındaki bu gevşek Slav Federasyonu, günümüz Rus, Belarus ve Ukrayna halkları tarafından kültürel ataları olarak kabul edilmektedir.

“Kievan Ruslar, Hazarların çifte Kağan sistemini benimsemiş, hatta Rus Prensleri Kağan unvanı kullanmış, Hazarların yargı sistemini aynen almış, hatta Hazarlar gibi giyinmişlerdir.” [Kevin Alan Brook, 2005]

Hazarlar döneminde Orta Asya ve Aral-Balkaş steplerinde önemli değişikliler meydana gelmiştir. I.Göktürk Kağanlığının dağılması sonrasında 659 yılında kurulan Batı Göktürk boyları Kangar, Kimek, Kıpçak, Kuman ve Oğuzların bileşeni oldukları Kangar Konfederasyonu, bölgede askeri güçle yayılma yöntemleri kullanan Emeviler yerine diplomasi yöntemleri kullanan Abbasilerin Hilafet Devletinin yönetimini ele geçirmesi ve bunun Türklerle Hilafet Devleti arasında yeni ilişkiler kurulmasına yol açtığı ortamda, MS 750 yılında, kendini feshetmiştir.

Bunun üzerine Kangarların bazı boyları ve Kangarların batı kolu olan Peçenekler, Hazar Kağanlığı toprakları üzerinden Romanya Danube bölgesine geçerek süreç içinde bölgede önemli bir güç haline gelmiştir. Bizans İmparatorluğunun, siyasi ve dini etkisi ile ticari ilişkilerini artırmak için bir avantaj olarak kullandığı bu çalkantılı dönemin sonunda, Macarlar da MS 894 yılında bugünkü Macaristan topraklarına göç etmişler, Macarların boşalttığı alanlara kısa bir dönem de olsa yerleşen Kievan Ruslar’da böylece Karadeniz sahillerine ulaşmışlar ve sahil kesiminden Hazarlara saldırılarını artırmışlardır.

Hazarların, Bizans’ın Sasani Devleti ve İslami Hilafet Devletlerine karşı mücadelesinde yardım etmesine ve bölgedeki Türk boyları ile Bizans arasında tampon işlevini görmesine rağmen, Rusların Hristiyanlığa geçmesiyle birlikte Bizans, Hazar ülkesinde yakın ilişkiler kurarak Hristiyanlık dininin yaygınlaşmasını sağladığı Alania Özerk Feodal Devleti halklarının bazı grupları vasıtasıyla Hazar topraklarında karışıklıklar çıkarmaya başlamış, ardından bölgede bir güç haline gelen Ruslarla ittifak kurarak 940 yılında Kırıma saldırmış ve savaş Hazarların Kırım’ı kaybetmeleriyle sonuçlanmıştır.

965 ve 969 yıllarında Rusların Hazar topraklarına saldırıları ve Hazar başkenti Atil’i tahrip etmeleriyle Hazar Kağanlığı sona ermiştir. Hazar Kağanlığının sona ermesiyle birlikte Güney Sibirya steplerinde yığılmaya başlayan Kıpçak-Kumanlar Kafkas-Karadeniz steplerine ilerlemiş ve kısa dönem içinde bölgenin yeni hâkim gücü olmuşlardır. Hazar Kağanlığının tarihi, etnik kimlikler yerine dini kimlik ve ittifakların belirleyici olduğu yeni bir döneme girildiğinin en açık kanıtı olarak görülmektedir.

Hazarlar döneminde, Avrasya’nın dinlerin mücadele alanına dönüşmesinin, Türk boylarının çeşitli dinleri seçmesiyle Türk Dünyasında tam anlamıyla bir parçalanma dönemini de beraberinde getirdiği görülmektedir.

Tengri inancında olan Hazarlar bölgedeki Hristiyanlık ve İslamiyet çekişmesine taraf olmamak için Yahudiliği, Balkanlar ve Doğu Avrupa’daki Türk boylarının önemli bir kısmı Hristiyanlığı, Emevî ordularıyla çok sert çatışmalar içine giren Türgeşlerin büyük kayıplar verdiği bu ortamda Orta Asya Türk boyları da Abbasiler döneminde İslamiyet’i seçmiştir.

Hazarların Yahudiliği benimsemesi sonrasında adım adım Bizans, Rus ve Kafkas Hristiyanlarının ağır saldırılarına maruz kaldığını gören İdil/Volga Bulgarları da Türkistan bölgesinde İslamiyet’in daha yaygın olması ve devrin güçlü devletlerinden ve Türklerle iyi ilişkiler geliştiren Abbasi Hilafet Devletinin desteğini kazanmak için İslamiyet’i tercih etmiştir.

Uygurların bir bölümünün Budist olduğu, İslamiyet’i seçen Türk boylarının özellikle Oğuzların Aral bölgesinden Güneye yöneldiği ve süreç içinde Kınık boyu liderliğinde Büyük Selçuklu Devletini kurdukları, Kafkas steplerinde Hazarların varlığı nedeniyle Güney Sibirya Aral-Balkaş steplerinde yığılmaya başlayan Kimek-Kıpçak-Kuman Konfederasyonundaki boyların ise bu dönemde halen eski Tengri inancını taşımakta oldukları tarih anlatımlarında belirtilmektedir.

Hazar Yahudileri

Çok sözü edilen Hazar Yahudileri konusunda ise, Prof. Anatole A. Klyosov “Ancient History of the Arbins, Bearers of Haplogroup R1b, from Central Asia to Europe, 16,000 to 1,500 Years before Present -2012 “ isimli makalesinde özetle;

Hazarların, Bulgarlar gibi antik Ases klanı neslinden olduğunu, genetik olarak Hazar ve Bulgarların çok yakın olmakla birlikte aralarındaki farkın Hazar Kağanlığının ikinci geniş boyunu teşkil eden ve ayrı bir tarihi olan Bulgarların Suvar kolu olduğunu, Suvar ve Bulgarların 5800 yıl önce iki kola ayrıldığını, Bulgarlar Baktria ve Tokaristan (Pamir) bölgesine giderken, Suvar’ların Subar adı altında Babil bölgesinde ortaya çıktığını, daha sonraki uzun yüzyıllar sonrasında Dağıstan bölgesine yerleşen Suvar’ların, Baktria bölgesinden Kafkas-Karadeniz steplerine gelen Bulgarlarla yeniden birleştiklerini ve aynı dili konuştuklarının görüldüğünü, daha sonra Suvar’ların (Kubrat Han oğlu Asparuk ile birlikte) Danube bölgesine gidenlerinden sağ kalanlarının bir bölümü ile Ukrayna ve Rus bölgesindeki Ashkenaz (çoğulu Ashkenazim) Yahudilerinin bir bölümünün aynı genetik özellikleri taşıdığının görüldüğünü belirtmektedir.

Ashkenaz Yahudilerinin tümünün Hazar Kağanlığı mensuplarından olmadığını, Kıpçak Kağanlığından, İran ve Kafkas Yahudilerinden, Balkanlardaki ve Kuzey Doğu Avrupa’daki Türk topraklarından çok farklı orijinlerin bulunduğunu, Hazarların yıkılmasından sonra savunmasız ve saldırı altında kalan Hazar Yahudilerinin Avrupa’ya dağıldığını, entelektüel ve mali kapasiteleri nedeniyle bazı Devletler tarafından kabul edildiklerini eklemektedir.

Hazar kökenli Yahudilerin, Ukrayna Yahudilerinin yüzde 60’ını, tüm Ashkenaz Yahudilerinin de yüzde 25’ini oluşturduğu, Hazar Türk Yahudilerinin bir bölümünün de Bizans döneminde İstanbul’a (Balıkpazarı, Balat, Edirnekapı ve Galata) yerleştiği, İstanbul-Karaköy isminin de, Hazar Türk boyları olan Karaim ve Karait’lerin Yahudilerin Talmud’u reddeden Karay mezhebini benimseyerek aldıkları “Karay” isminden geldiği belirtilmektedir.