Makaleleri Arayın

Son yıllarda Batı bilim dünyasında, Türk'lerin kökeni ve tarihi ile ilgili yayınlanan doğru ve objektif bilgilere ulaşın.

Giriş


Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türklerin dünya tarihindeki gerçek yeri, uygarlığa hizmetleri ve ilişkili bulunduğu halkların araştırılması ve bilimsel tutarlılıkla yazılmasını sağlamak için 1931 yılında Türk Tarih Kurumunu, Türk dili konusunda araştırma yapılmasını sağlamak için 1932 yılında Türk Dil Kurumunu, Türk tarihi ve Türk dili sahalarında araştırma yapacak bilim insanlarının yetiştirilmesi amacıyla da 1935 yılında Dil Tarih Coğrafya Fakültesini kurdurmuştur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk dili ve tarihi konusunda bilimsel araştırmaların sürekliliğinin sağlanabilmesi için gerekli mali kaynağı da, İş Bankasındaki hisselerinin gelirinin yarısını Türk Tarih Kurumu’na, yarısını da Türk Dil Kurumuna bağışlayarak oluşturmuştur.

Cumhuriyetin ilk on yıllarında tarihçilerimiz, yabancı tarihçi ve dil bilimcilerinin de katkılarıyla, Orta Asya, Kafkas-Karadeniz stepleri, Mezopotamya ve Anadolu’da antik çağlarda kurulan uygarlıklar ile Roma İmparatorluğunun kurucu kabilesi Etrüskler ve Amerika kıt’asındaki antik Maya Uygarlığı gibi uygarlıklarla Türklerin ilgi ve ilişkilerini incelemişler, bu konularda yapılan araştırmalar sonucunda “Türk tarihinin çok eski çağlara dayandığı ve Türk dilinin dünya tarihindeki en eski dillerden biri olduğu” sonucuna ulaşmışlardır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Geometri” adını taşıyan 48 sayfalık kitabında bütün terimler bizzat kendisi tarafından bulunarak konmuştur; boyut, uzay, yüzey, düzey, çap, yarıçap, kesek, yay, kiriş, çember, teğet, açı, taban, eğik, yatay, düşey, dikey, üçgen, dörtgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, yamuk, eşit, çarpı, bölü, oran, orantı, alan, varsayı, artı, eksi, kesit, türev, konum, gerekçe, yöndeş vb. [TDK Yayınları, 1963, s. 41-52]

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’da kurulan antik medeniyetlerle Türklerin ilişkisini de “…Anadolu 7.000 yıllık Türk beşiğidir…” sözüyle özetlemiştir.

Ancak zaman içinde, I. Tarih Kongresinde kabul edilen ‘Türk Tarih Tezi’ndeki Türk tarihinin çok eski çağlara dayandığı ve Türk dilinin dünya tarihindeki en eski dillerden biri olduğu” biçiminde özetlenebilecek tarih anlayışının yerine “Türk dilinin genç bir dil olduğu, Türklerin tarihinin de MS 5-6.yy’da başladığının iddia edildiği” bir tarih anlayışının gündeme getirildiği görülmektedir.

Türklerin Tarihi konusundaki söz konusu anlayışın, II. Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesinin 9 Ağustos 1944 tarihinde yayınlanan kararlarındaki özellikle bu kararların 7. Maddesindeki anlayıştan kaynaklandığı ve bu kararlar sonucunda;

“Doğu Avrupa ve Kafkas-Karadeniz steplerinde Hint-Avrupa dilinin konuşulması dönemine ara verdiklerini ileri sürdükleri bu bölgenin yerli halkları olan Kırım Yarımadasından Kırımlılar, Kafkaslardan Karaçay-Balkarlar, Çeçenler ve İnguşlar ile Gürcistan’dan Ahıska-Mesket Türklerinin Orta Asya’ya ve Sibirya’ya sürgün edildiği;

Sürgünlerin dayanağı olarak ta, Kafkas-Karadeniz steplerinin antik dönem halkları Kimmerler, İskitler ve Sarmatların Hint-Avrupa dili konuştuğu ve sürgünler sonrasında Kafkas-Karadeniz steplerinde Hint-Avrupa dilinin sürekliliğinin sağlandığı iddiasının ileri sürüldüğü;

Sovyet Bilimler Akademisinin kurguladığı yayınlarla da bu iddiaların desteklendiği”; [Zakiev M. 2002] belirtilmekte ve Türklerin tarihini MS 5-6.yy’da başlatan bu kurgusal tarih anlayışına Batılı bazı tarihçi ve dil bilimcilerin “dogmatik ve ideolojik” [Sir Gerard Clauson, Wiesbaden, 1956] olarak niteleyerek karşı çıkmalarına rağmen; her eski uygarlığı Hint-Avrupa uygarlığı addeden bu tarih anlayışının geçtiğimiz yüzyıldaki savunucuları olan Eurocentristlerin desteğiyle şaşırtıcı bir biçimde dünya çapında kabul gördüğüne de dikkat çekilmektedir.

Ancak, Demirperde’nin yıkılması sonrasında yasakların kalkmasıyla yapılan araştırma ve kazılarda antik ve eski antik çağlara ait çeşitli yerleşim alanları ortaya çıkmış, yine Sovyetler döneminde yayınlanamayan bazı tarih araştırmaları yayınlanmaya başlamış, bunların yanında, insanlık tarihinin anlaşılması sahasında da kullanılan gen bilimi gibi yeni bilim dallarında da önemli gelişmeler yaşanmıştır.

Son yıllarda yapılan tarih araştırmalarının bir diğer önemli yanı da, Türk Tarihinin yeniden ele alınmasına yol açması ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk dönemindeki tarihçilerimiz ile bazı Batılı tarihçiler ve dil bilimcilerinin, Türk tarihi ve dili konusundaki öngörülerinin hemen tamamına yakınının doğru olduğunun anlaşılmasını sağlaması olmuştur.

Bu derlemede de, son yıllarda dünyanın çok çeşitli ülkelerinden özellikle Avrupa ve Asya’nın hemen her ülkesinden bilim insanlarının Türk tarihini de ilgilendiren çalışmaları yanında insanlık tarihinin anlaşılmasında da kullanılmaya başlanan gen biliminin ne olduğu, gen biliminin Türk tarihinin anlaşılmasında kullanılması ile hangi sonuçlara ulaşıldığı da özetlenmeye çalışılmış ve bu konuda daha geniş bilgilere ulaşılacak kaynaklar gösterilmiştir.