Makaleleri Arayın

Son yıllarda Batı bilim dünyasında, Türk'lerin kökeni ve tarihi ile ilgili yayınlanan doğru ve objektif bilgilere ulaşın.

GEN BİLİMİNE GÖRE YAZILI TARİH ÖNCESİ TÜRKLER

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn

(R1) Y-Haplogrubunun Avrupa’da çok yüksek oranlarda olması nedeniyle; “(R1) Y-Haplogrubunun herhangi bir veriye dayanmaksızın, sadece öyle olduğunu düşündüklerini belirterek, Spencer Wells, 2006; Semino et al. 2000; Wells et al. 2001; Cinnioğlu et al. 2004; Wiik, 2008 gibi gen bilimciler tarafından 30.000 yıl önce Avrupa’da ortaya çıktığı ileri sürülmüştür” [Anatole A.KLYOSOV Advances in Anthropology 2012. Vol.2, No.2].

(R1) Y-Haplogrubunun Altay-Sibirya’da oluştuğuna yönelik çok çeşitli verilerin ortaya çıkmaya başlaması üzerine ise,  bölgemizdeki tüm halklarda olduğu gibi Osetler, Ermeniler ve Kürtlerde bu ata-gene %20-30 gibi oranlarda rastlanılmasından yola çıkılarak, bu halkların dillerinin özgünlüğü, diğer dillerdeki izleri, kültürel ve mitolojik veriler gibi hususlara ilişkin herhangi bir tarihi derinliği olan bir veriye dayanmaksızın, (R1) Y-Haplogrubunun Zagros dağlarında doğduğunu iddia edenlere bile rastlanmaktadır.

(R1) Y-Haplogrubunun Zagros dağlarında ortaya çıktığı iddiasının ilk defa kimler tarafından ileri sürüldüğü belli olmamakla birlikte; dünyadaki her uygarlığı Hint-Avrupa dili konuşanlara bağlayan, hatta Hristiyanlık ve Beyaz Irkı özdeş gören bazı Eurocentrist kaynaklar ile Türklerin kökeni ve tarihi hakkında sayısız kurgular oluşturan resmi Sovyet Rusya kaynaklarından gelen Türk tarihi dayatmalarını sorgulamaya bile gerek duymadan benimseyen bazı grupların ve PKK yandaşlarının (R1) Y-Haplogrubunun Zagros dağlarında ortaya çıktığı iddiasını da benimsedikleri hatta buna samimiyetle inandıkları görülmektedir.

Oset ve Ermenilerin bazı gruplarının kendilerinin Hint-Avrupa ırkından olduklarına ilişkin birçok yayınları yanında kendilerini diğer Güney ve Kuzey Kafkas halklarından ayrı bir konuma yerleştirmeye çalıştıkları, PKK’nın da “Kürt ırkı” ve Kürtlerin Hint-Avrupa ırkından olduğu kampanyasını başlattığı, bu kampanyada bazı Kürtleri ise sadece “Kürdistani” saydıkları [Google, Görseller, “Kurdistani and Kurdish Race”] görülmektedir.

Geçtiğimiz 20. yüzyılda, Almanlar tarafından Alman yayılmacılığına zemin oluşturması için başlatılan, Sovyet Rusya tarafından da Soğuk Savaş döneminde Sovyet Blokunun tahkimatı ve Sovyet yayılmacılığı kapsamında sürdürülen, PKK’nın da tarih anlayışı ve giderek varlığına dayanak haline getirmeye çalıştığı Aryan Tarih Tezinin, son yıllarda bölgemizde epey kabul görmesinde önemli rollerinin bulunduğu kanaatini uyandıracak bir şekilde, Farsların da, günümüzdeki tüm bölge halklarının Fars kökenli olduklarını iddia etmeye başlamalarının ardından yeni bir yayılmacı dalga başlattıklarının görülmesi, içinde yaşamakta olduğumuz dönemin önemli gelişmelerinden bir diğerini oluşturmaktadır.

Gen araştırmalarının Türklerde de yapılmaya başlanması ve (R1) Y-Haplogrubunun dünyanın çeşitli bölgelerindeki Türklerde çok yüksek oranlarda rastlanması üzerine, bunların sonradan Türkleşen halklar olduğu, Altay-Sibirya’da da yüksek oranlarda bulunması konusunda da, bunların eskiden Sibirya’ya göç etmiş Hint-Avrupa ırkı mensuplarının nesilleri olduğu gibi görüşler ileri sürülmeye başlanmıştır. Aşağıdaki bölümlerde özetlenen bilimsel araştırmalar da, bu ve benzeri tüm iddiaların geçersiz olduklarını açıklıkla göstermektedir.

21 Yüzyıl Gen Araştırmaları 

Prof. Anatole A. Klyosov ve Giancarlo T. Tomezzoli tarafından 2013 yılında yayınlanan “DNA Genealogy and Linguistics. Ancient Europe” [Advances in Anthropology 2013. Vol. 3, No. 2] isimli makalenin “Earlier Genetic Studies” ve “Conclusion” başlıklarını taşıyan bölümlerinde özetle;

Avrupalıların orijini/kökeni konusunda, genetik biliminin kurucu babaları olan Wells ve Semino gibi gen bilimcilerinin, yetersiz verilere dayandığı anlaşılan ve “(R1b) Haplogrubunun Avrupa’da, (R1a) Haplogrubunun Ukrayna’da ortaya çıktığı” biçimindeki varsayımları gibi 1990-2000 yıllarında gen bilimi tabanlı olarak ileri sürülen “aynı dil ailesine mensup olanların ortak kökenden geldikleri” ve yine “Pro Hint-Avrupa dil ailesinin 14.000 yıl önce Hindistan’da ortaya çıktığı” gibi birçok varsayımın da hatalı olduğunun anlaşıldığı belirtilmektedir.

Bunun gibi Avrupalıların kökenlerini araştırmaya dönük 21. yüzyıl gen bilimi araştırmalarında elde edilen sonuçlar, Türklerin kökenleri ile yazılı tarih öncesi dönemleri konusunda yeni bir bakış açısının kabul edilmesine yol açmıştır.

Fransa Strasbourg Üniversitesi

Fransa Strasbourg Üniversitesi “Genetics, Evolutionary Biology, Molecular Biology” bölümünden araştırmacı Christine Keyser ve arkadaşları tarafından 2009 yılında yayınlanan “Güney Sibirya halkının Antik DNA’ları, tarihe yeni bir bakış açısını gerektiriyor” biçiminde tercüme edilecek “Ancient DNA provides new insights into the history of south Siberian Kurgan people” [Hum Genet, 2009, 126:395–410] isimli araştırma sonucunda özet olarak; 

Araştırmalarının amacının Sibirya’da görülen, Avrupa Y ve MtDNA Haplogruplarına sahip insanların erken dönem Avrasya’daki göç hareketleri ile ilgisini araştırmak olduğunu, araştırma sonuçlarının, Kızıl Yar (Krasnoyarsk Krai) ile Yenisey Nehri arasındaki bölgedeki antik iskeletlerin, Bronz çağında %90 oranında Avrupa Y (erkek) ve MtDNA (dişi) Haplogrupları taşıdığını gösterdiğini, Genlerde 10 SNP marker’ın insanın saç, göz ve ten renklerini belirlediğini, bu marker’lar esas alınarak yapılan testlerde de Bronz ve Demir Çağlarında Sibiryalıların %60’ının çakır-gözlü/sarı-kahverengi saçlı olduğunun ortaya çıktığını belirterek, makalelerinin son paragrafında da; ilk defa kendi bulgularının Bronz ve Demir Çağlarında Güney Sibiryalıların Avrupalıların fiziki görünüme sahip olduklarını gösterdiğini, bunun bir diğer sonucunun da, Avrasya boyunca görülen Kurgan Culture (Mezar Kültürü) ile Uygur Tarım Havzası Tokar Kültürünün Güney Sibirya’dan olan göç hareketi sonucunda meydana geldiği ihtimalinin düşünülmesini de gerektirecek nitelikte olduğunu belirtmektedirler.

Danimarka Kopenhag Üniversitesi

Fransa Strasbourg Üniversitesinden “Christine Keyser ve ekibi”nin bu tespitleri ile aşağıda kısaca özetlenecek olan “Prof. Anatole A. Klyosov”un “Overview of Türkic genetics” makaleler serisi üzerine;

2013 yılında, Danimarka Kopenhag Üniversitesinden “Eske Willerslev” ve ekip arkadaşları tarafından 24.000 yıllık “Mal’ta Boy” adı verilen çocuk iskeleti üzerinde yapılan testler ile yine 20 Kasım 2013 tarihli New York Times ve BBC World yayınlarında sözü edildiği gibi Yenisey Nehri-Kızılyar bölgesinde bulunan 17.000 yıllık iki yetişkin insan iskeleti üzerinde yapılan analizler sonucunda;

Avrupalı genleri farz edilen (R) ve (Q) Y (erkek) Haplogrupları ile (R) ve (U) MtDNA (dişi) Haplogruplarının 24.000 ve 17.000 yıl önceden beri Altay- Sibirya bölgesinde bulunduğu bilimsel olarak kanıtlanmış ve söz konusu Y ve MtDNA Haplogruplarının Avrupa’da veya Zagros dağlarında değil, Sibirya’da oluştuğu ve göç hareketinin de binlerce yıldır Avrasya’dan Sibirya’ya değil, Sibirya’dan Avrasya’ya olduğu anlaşılmıştır.

“Overview of Türkic genetics”

2008-2011 yılları arasında R1b1 ve R1a1 Y-Haplogruplarına ilişkin olarak 30’dan fazla makalesi yayınlanan, 2010-2012 yılları arasında yayınladığı “Overview of Türkic genetics” makaleler serisine de, halen yapılan araştırmalarda ortaya çıkan kanıtları gösteren yeni makaleleri ile devam ettiği görülen gen bilimi alanında hem ABD Harvard Üniversitesi hem Moskova Devlet Üniversitesi Profesörü Anatole A. Klyosov’da, Amerikalı ve Avrupalı bilim insanlarının yaptığı yüzlerce gen bilimi araştırmasının sonuçlarını değerlendirerek yazdığını işaret ettiği ve Gen Bilimi-Antropoloji alanındaki dünyanın en önemli yayın organlarında 2010-2012 yılları arasında yayınlanan “Overview of Türkic genetics” başlıklı Türkler ve (R) Y-Haplogrubu ilişkisi konusundaki çok detaylı makaleler serisinde;

(R) ve (R1) Y-Haplogruplarının 26-30 bin yıl önce, (R1a) Y-Haplogrubunun 20 bin yıl önce, (R1b) Y-Haplogrubunun 16 bin yıl önce Güney Sibirya’da doğduklarını, (R1a) ve (R1b) Haplogrupları taşıyıcıları olan Türklerin, Avrasya’nın bir ucundan diğer ucuna, kuzeyinden güneyine, birçok etnik grubun ve tarihlerinin oluşmasına katkıda bulunduklarını, 9.000 yıl önceden beri de Tengri ve reenkarnasyon (yeniden doğma) inançları gereği geliştirdikleri mezar kültürünü de Çin’den İrlanda’ya kadar yanlarında taşıdıklarını belirtmektedir.

Prof. Anatole A. Klyosov, “Overview of Türkic genetics, Ancient History of the Arbins, Bearers of Haplogroup R1b, from Central Asia to Europe, 16,000 to 1,500 Years before Present” [Advances in Anthropology 2012. Vol.2, No.2] isimli makalesinde;

Gen bilimi araştırmalarına göre günümüzde, hem 20,000 yıllık (R1a1) hem de 16,000 yıllık (R1b) Y-Haplogruplarını birlikte taşıdıkları görülen sayısız Türk dili konuşan halkın bulunduğunu, örneğin Balkanlar, Rusya Federasyonu ve Türkistan’da yaşayan;

Başkır (R1a1 9%+ R1b 86%), Abdali-Abzeli/Başkurtistan (20%+65%,), Hırvat (35% +15%), Komi (30%+15%), Gagauz (30%+15%), Karaçay (27%+15%), Mordvin (25%+15%), Özbek (25%+10%), Hungarian/Macar (20%+20%), Uygur (20%+20%), Karakalpak (18%+9%), Kumuk (15%+21%), Balkar (13%+13%) halklarının 20 ve 16 bin yıllık (R1a1+R1b) Haplogruplarını birlikte ve yüksek oranlarda taşıdıklarının tespit edildiğini, Macarlar, Hırvatlar, Mordvin, Mari ve Komilerin de günümüzde başka diller konuşmalarına rağmen orijinlerinde Türk dili konuştuklarını belirtmektedir.

Anatole A. Klyosov, “Overview of Türkic genetics, The principal mystery in the relationship of Indo-European and Türkic linguistic families, and an attempt to solve it with the help of DNA genealogy: reflections of a non-linguist” [Journal of Russian Academy of DNA Genealogy, 2010, Vol. 3] (Türk dil ailesi ile Hint-Avrupa dil ailesi arasındaki ilişkinin temel gizemi ve bunu DNA gen bilimi yardımıyla çözme girişimi) isimli makalesinde de özetle;

(R1a) Y-Haplogrubu taşıyıcılarının 12.000 yıl önce Avrupa’ya geldiğini ve Balkanlara yerleştiğini, burada Avrupa (I) Haplogrubu taşıyıcısı halklarla birlikte, Kuzey Afrika doğumlu (E1b1) Haplogrubu taşıyıcısı Yunan ve Anadolu halklarıyla kaynaştığını, böylece Balkanlarda 8-9 bin yıl önceye tarihlenen Balkan Arkeolojik kültürünün, 6.000 yıl önce de pro-Hint-Avrupa (Arian/Aryan) dilinin oluştuğunu,

Avrupa- İskandinav (I) Haplogrubu taşıyıcısı halkların 30 bin yıldan fazla zamandır yaşadıkları Avrupa dışına çıkma riskine girmediklerini,  pro-Hint-Avrupa (Aryan) dilinin de hareketli ancak eski ataları Türkler gibi göçebe olmayan (R1a) taşıyıcısı “Arian/Aryan” adı verilen halklar tarafından 4.750 yıl önce Doğu Avrupa’ya, 4.500 yıl önce Kafkaslara, 3.600 yıl önce Anadolu’ya taşındığını,

Anadolu’nun Hint-Avrupa dillerinin ortaya çıktığı yer olduğu inancının tamamen yanlış olduğunu, Aryanların bir kolunun da, Ural dağlarının güneyinden 4.000 yıl önce Hindistan ve İran’a ulaştığını ve buralara Avrupa ile bağlarını sağlayacak ve Hint-Avrupa dili olarak adlandırılacak Aryan dilini getirdiğini, 

Hindistan ve İran halklarının bu dili geliştiren halklar olmadığını sadece “alıcı” olduklarını ve bu dilin yayılmasını sağlayan (R1a) Haplogrubunun nerede ne zaman bulunduğunu gösterir verilerden başka hiçbir Haplogrubun bu Aryan dilini yaydığına dair bir ‘iz’in olmadığını açıklamaktadır.

Ayrıca, 4.500 – 4.000 yıl önce (R1b) grubunun Avrupa’ya girmesinden sonra bir şeylerin olduğunu, (R1a) ve (I) taşıyıcılarının Avrupa’dan kaybolduğunu, (R1b) grubunun Avrupa’ya yerleştiğini, Avrupa’da Türk dilinin hâkimiyet kurduğunu, bugünkü Avrupa dillerinde çarpıklaşmış sayısız Türkçe kelime olmasının da bunun kanıtı olduğunu, belirterek bu konuda Y. N.Drozdov’un [Türkic peoples ethnonym ancient Europeans, 2008] kitabında  “…antik Avrupa’nın kabile ve insan isimlerinin etimolojik analizinde, bunların eski Türkçe kökenli olduğunun görüldüğü, buradan eski zamanların bir bölümünde Avrupa’nın Türk dilinin etkisinde olduğu sonucunun çıktığı, ancak günümüz Avrupa dillerinin Türkçe ile bir ilgisinin olmadığı, fakat modern dilin etkisiyle fonetik olarak deforme olmuş önemli sayıda Türkçe kelimenin hala Avrupa halklarının dilinde bulunduğu…” ifadelerini referans göstermektedir.

4.500 – 4.000 yıl önce (R1b) grubunun Avrupa’ya girmesinden sonra hayatta kalan (R1a) grubunun sadece Doğu Avrupa düzlüklerinde kaldığını, (R1a) grubunun tekrar Avrupa’ya gelmesinin bundan 2.950-2.500 yıl önce başladığını, gen incelemelerinin bunu açık bir şekilde gösterdiğini, yeni gelenlerle birlikte Aryan dilinin Avrupa’da yayılmasının barışçı bir ortamda kendiliğinden geliştiğini, çünkü bu döneme kadar Türklerin Avrupa halkları arasında asimile olduğunu izah etmektedir. Türk kelimesini kullanmak istemeyenlerin “Arbin” kelimesini kullanabileceğini eklemektedir.

Gen biliminin şimdiye kadar cevabı bulunamayan birçok şeye cevap bulduğunu, örneğin antik Celt’lerin kökeni konusunda, bunların Hint-Avrupa (Aryan) dilini konuştukları ve Batıdan Doğuya göç ettiklerinin söylendiğini, ama gen biliminin bunu çabucak çözdüğünü ve antik Celtic halkının Haplogrubunun (R1b1b2) olduğunu, Avrupa’ya İspanya üzerinden girdiklerinden Batıdan Doğuya gitmiş gibi göründüklerini ve dillerinin de Hint-Avrupa olmayıp Türkçe olduğunu eklemektedir.

Prof. Anatole A.Klyosov, (R1b) grubunun göç yolları konusunda, “Overview of Türkic genetics, Ancient History of the Arbins, Bearers of Haplogroup R1b, from Central Asia to Europe, 16,000 to 1,500 Years before Present” [Advances in Anthropology 2012. Vol.2, No.2] isimli makalesinde de;

(R1b) grubunun güney kolunun; Orta Asya’dan, 6.000 yıl önce Türkçe konuşan halklar vasıtasıyla Kafkaslara, 5.500 yıl önce Anadolu’ya, 5.300 yıl önce Mezopotamya ve Mısır’a, Mısır’dan bir kolunun Afrika’nın içlerine, diğer kolunun da Kuzey Afrika üzerinden 3.600-4.000 yıl önce İspanya’ya ulaştığını,

(R1b) grubunun kuzey kolunun da; Kazakistan ve Uralların güneyinden Doğu Avrupa’ya, buradan da 4.500 yıl önce Avrupa’ya girdiğini, İki koldan Avrupa’ya giren (R1b) grubunun, Avrupa’da çok uygun bir çoğalma ortamı bularak Batı Avrupa’nın en önemli Y-Haplogrubunu oluşturduğunu, bu bölgelerde hangi yüz yıllarda bulunduğunu gen bilimi yöntemleriyle açıklamakta ve (R1b) grubu taşıyıcısı Türkçe konuşan halkların bulundukları her yerde başta üretim araçları, teşkilatlanma, astroloji ve manevi hayat olmak üzere derin uygarlık izleri bıraktığını yazmaktadır.

Dil araştırmaları da “Eski zamanların bir bölümünde Avrupa’nın Türk dilinin etkisinde olduğunu” [Drozdov Y. N. Türkic peoples ethnonym ancient Europeans, 2008] ve “Türk dilinin, Aryan dilini oluşturan temel tabakalardan biri olduğunu” [Marcantonio A. Türkic in English The Indo-European Language Family: Questions About Its Status, Institute for the Study of Man, Washington D.C. Journal for Indo-European Studies Monograph Series, Monograph 55, 2009] göstermiştir.

Yukarıda özetlenen bilimsel araştırmalar sonucunda insanlık tarihine ve Türklerin kökenine ilişkin birçok kurgu geliştirilmiş konuya da açıklık getirilebilmiştir.

Türklerin çeşitli saç-göz-ten rengine sahip olmalarının sebebi olarak, bunun Avrupa Irkına mensup olan insanların Ural-Altay Sibirya’ya da gittiklerini gösterdiği biçiminde iddialarda bulunanların; söz konusu insanların Sibirya’ya gelirken tarihin bir döneminde Altay bölgesinin güneş radyasyonu seviye ve biçimlerinin oluşturduğu çeşitli göz renkleri – hatta iki gözleri farklı renklerde olan Kurtları, kedi, köpek ve kaplanları da mı yanlarında getirdikleri sorusunu da cevaplamaları gerektiği unutulmamalıdır”.